Ana Sayfa Kaymakamımız İlçemiz Şahinbey Kurumlarımız Bilgi Edinme İletişim Site Haritası
  İLÇEMİZ ŞAHİNBEY / KÜLTÜR TURİZM / TARİHİ - TURİSTİK YERLER / SİVİL MİMARİ

GENEL MİMARİ ESERLER

HANLAR
Gaziantep’te XX. yüzyılın başlarında otuz bir han bulunuyordu.Günümüze ise bunlardan çok azı, şehir hanı plan düzeninde olanlar gelebilmiştir.
Gaziantep hanlarının en eskisi arşiv kayıtlarına göre Mihaloğlu Yahşi Bey Medresesi’nin vakıflarından olan Han-ı Cedit (Yeni han) XV. Yüzyılda yapılmıştır. Bunun yanı sıra Pürçekli Kervansarayından daha önce yapılmış olan Dulkadirli Alaüddevle Bozkurt Hanının XVI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.
Günümüzde Gaziantep il merkezinde yapılmış olan en eski han Lala Mustafa Paşa’nın 1563 tarihli Paşa (Hışva) Hanıdır. Bunun yanı sıra çeşitli dönemlerde Sam Köyü Hanı (XVI.yüzyıl), Paşa Hanı (Hışva Hanı) (XVI.yüzyıl), Tütün Hanı (1754), Yeni Han (XVI.yüzyıl), Tuz Hanı (XVII.yüzyıl), Emir Hanı (l710), Yüzükçü Hanı (1735) yapılmıştır.

Gaziantep hanları genellikle tek katlı olarak yapılmış olmalarına karşılık iki ve üç katlı hanlar da vardır ki, bunlar daha sonraki dönemlerde yapılmışlardır. Bu hanların başında da XIX. yüzyıla tarihlendirilen Şeker Hanı, Mecidiye Hanı, Millet Hanı, Belediye Hanı, Eski Gümrük Hanı, Kürkçü Hanı, Maarif Hanı, Anadolu Hanı ve Gümrük Hanı gelmektedir. XIX.yüzyılın sonlarında yapılan Kumruoğlu Hanı ile Elbeyli Hanı üç katlı hanlar gurubundandır.
Gaziantep’te hanların yapımı çevre ile ticari gelişmelerin artmasından sonra XIX.yüzyılın ikinci yarısından sonra yapılmaya başlamışlardır.
Gaziantep hanlarında genellikle odalar bir avlu etrafında sıralanmışlardır. Tek katlı olan hanlardan Paşa Hanında odaların önünde revaklar bulunmaktadır. Diğerlerinde bu tür bir revak sistemine yer verilmemiştir. İki katlı hanlarda, ikinci kattaki odaların önlerine ahşap veya payeler üzerine oturan revaklar yerleştirilmiştir. Genellikle bu hanların alt kat odaları satışa yönelik olup üst katlar atölye, bazen de dinlenme yeri olarak kullanılmışlardır. Bu hanların bir diğer özelliği de ahırların han çevresindeki kayalıkların oyulmasıyla meydana getirilmiş olmalarıdır.
Gaziantep hanları giriş portalleri dışında oldukça sade bir görünümdedirler. Bununla beraber Yeni Han, Elbeyli Hanı, Millet Hanı, Belediye Hanı ve Kürkçü Hanı diğerlerinden farklı olarak yöresel siyah ve beyaz taşlardan yararlanmışlardır.

HAMAMLAR
Temizliğin simgesi olan hamamlar eskiden sosyal hayatın vazgeçilmez müesseselerindendi. Günümüze kadar gelebilen tarihi hamamlarımız, Şeyh Fethullah Hamamı, Hüseyin Paşa Hamamı, Paşa Hamamı, Keyvanbey Hamamı, Iki Kapili Hamam, Naip Hamamı,Nakıpoğlu Hamamı, Tabak Hamamı, Eski Hamam, Pazar Hamamı ve Çelebi Hamamı’ dır.
   NAİB HAMAMI
Evliya Çelebi'nin Seyehatnamesinde de bahsi geçen Naib Hamamı 1640 yılında inşa edilmiş olup Osmanlı hamam geleneğini günümüze kadar taşıyan önemli bir yapıdır. Yakın bir tarihe kadar kullanılıyor olmasına rağmen 80 yıldır hiçbir onarım görmemiştir. Osmanlı hamam kültürünün korunması ve yaşatılması adına Naib Hamamının röleve, restütisyon ve restorasyon projeleri Belediyemiz tarafından hazırlanmıştır. Hamamın, Temmuz 2006 tarihinde restorasyonuna başlanılmış ve Eylül 2007 tarihinde de planlandığı gibi çalışmalar tamamlanmıştır.
Hamam hem geleneksel hamam kültürünü yaşatan bir mekân hem de duş, sauna, masaj, cilt bakımı, jimnastik salonu, vitamin bar gibi bölümleri ile modern bir tesis olmuştur. Gaziantep hamam kültürü canlı tutularak yerli ve yabancı turistlerin bunu tanıyarak yaşamaları, hedeflenmiştir. Naib Hamamı hem adıyla hem de işlevi ile tarihe tanıklık etmeye devam edecektir.

TÜRBELER
Gaziantep’te daha çok makam ve mezarlıklar bulunmaktadır. Birkaç türbe varsa da bunları sanat tarihi yönünden önem taşımamaktadır.
Şehrin mezarlığı Bedreddin el-Ayni zamanından itibaren kentin güneyinde bulunuyordu. Bedreddin el-Ayni’nin babası Kadı Kemaleddin XIV.yüzyılın sonlarında ölünce Halep yolundaki Mukre denilen yere gömülmüştür.
İl merkezinde Kemikli Bedesten yapılırken ortaya mezarların çıkması, mezarlığın XVI.yüzyıl başlarında, bugünkü şehir merkezinde olduğunu göstermektedir. Bu nedenle de şehrin kuruluşundan önceki dönemlerde burada yaşayan Müslümanların ölülerini bu kesime gömdükleri, şehrin gelişmesiyle de mezarlık güneydeki tepelere nakledilmiştir. Günümüzde bu yerlerde Çamlıca, Saçaklı, Savcılı, Şenyurt, Aydın Baba ve Kurtuluş mahalleleri bulunmaktadır. Kabirli Bostan denilen mezarlık ta 1940 yılında kaldırılmış ve mezarlar Asri Mezarlığa götürülmüştür. Bunların yanı sıra tren istasyonunun bulunduğu yerde de küçük bir mezarlık olduğu bilinmektedir.

Yuşa Peygamber ve Pir Sefa Türbesi (Merkez)
Gaziantep Boyacı Mahallesi’nde Boyacı Camisi ile Kavaflar Çarşısı arasında, Pir Sefa denilen yerde iki türbe bulunmaktadır. Bu türbeler yan yana iki mekan içerisindedirler. Söylentiye göre bunlardan birisi Yuşa Peygamber’e, diğeri de Pir Sefa Hazretlerine aittir.
Pir Sefa Hz.Yuşa Peygamberin türbedarı olup, öldükten sonra Onun yanına gömülmüştür. Bir rivayete göre de Pir Sefa Medineli Ensardandır. Arapların Gaziantep’i fethi sırasında Hz.Ali ile birlikte buraya gelmiş ve şehit olmuştur. Bunun üzerine de Hz.Ömer Onu Yuşa Peygamberin yanına gömerek “Kendisini Peygamber-i Zişan’la komşu ettim” demiştir.
Bu türbe moloz taştan yapılmış, üzeri çatılı bir yapıdır.


Ukkaşe (Ökkeşiye) Türbesi (Nurdağı)
Gaziantep Nurdağı ilçesinde, şehir dışındaki bir tepe üzerinde bulunan türbenin Ukkaşe veya Ökkeşiye denilen ermiş bir kişiye ait olduğu sanılmaktadır. Sahabeden olan Ökkeşiye Arapların Gaziantep’i fethi sırasında şehit düşen beş kişiden biridir. Bu yüzden de tepenin en üst noktasında gömülmüş, tepeye de Ökkeşiye ismi verilmiştir.
Günümüzde bu türbenin yanında dikdörtgen planlı, ahşap çatılı taş minareli bir mescit vardır.Bu mescidin mimari ve sanat tarihi yönünden herhangi bir özelliği bulunmamaktadır.

KASTELLER
Gaziantep’te yer alan sosyal amaçlı su yapılarından birisi olan Kasteller, Antep mimarisinin önemli simgelerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Dilimize Arapça’dan geçtiği tahmin edilen “Kastel”, suyun yer altında bölümlere ayrıldığı yer anlamına gelmektedir.
Gaziantep, şehir merkezinden geçen Alleben deresi gibi bir su kaynağına sahip olmasına rağmen, geçmişten günümüze yeraltı su kaynakları bakımından fakir bir şehirdir. Su kaynaklarının yetersizliği ve zaman zaman bölgede hüküm süren kuraklıklar kente, muhtelif yerlerde bulunan suların getirilmesini zorunlu kılmıştır. İnsanlar buldukları suyun buharlaşma veya başka bir yolla kaybolmasını önlemek için yerin altından açtıkları Livas denilen kanallarla suları belli bir merkeze (Suburcu) toplamışlar ve bu merkezden de şehre dağıtmışlardır. Livasları belli bir teraziyle Mıhçı denilen ustalar içinde rahatça yürüyebilecekleri genişlik ve yükseklikte yaparlardı. Livaslar genel olarak şehrin önemli artellerinden ve cami altlarından geçirilirdi. Evler su ihtiyacını karşılayabilmek için livaslar üzerine yapılır ve bu evlerden livaslara kuyular açılırdı. Bu kuyular hem su ihtiyacını karşılamak hem de yazın sıcaktan bozulacak erzakların kuyulara sarkıtılarak bozulmaması için kullanılırdı. Yani buzdolabı, derin dondurucu ve benzeri ev aletlerinin olmadığı dönemlerde buzdolabı vazifesi görürlerdi.

Ayrıca genel olarak cami altlarından geçen su kanallarının belli bir noktasına yüzeyden 30-40 merdivenle inilen ve adına Kastel denilen; içinde tuvaleti,yıkanma yeri (Çimeceklik), dinlenme ve abdest alma yerleri, hanımların çamaşır ve yün yıkama mekanları ve bazılarında da namaz kılma alanlarının da (mescit) bulunduğu genişçe mağaramsı boşluklar oluşturulmuştur. Bu saydığımız fonksiyonel özellikleri bulunan mekanlar Gaziantep Kastellerinin ortak özellikleridir. Yaz aylarında oldukça serin olan kastellerin en çok rağbet gördüğü zaman şüphesiz Ramazan ayının yaz mevsimine geldiği dönemlerdir.
Dünyada eşi ve benzeri bulunmayan ve su mimarisinin eşsiz örneklerinden olan Gaziantep kastelleri bir çok fonksiyonları bulunan yapılar olarak inşa edilmiştir. Kısmen veya tamamen yer altında bulundukları için pek dikkati çekmemişlerdir. Bu nedenle sanat tarihi terminolojisinde yer almamışlardır.
Kasteller sade ve gösterişsiz yapılarına rağmen yapılmaya başlandıkları ilk günden, evlerin modern manada şehir içme suyuna kavuştuğu ve çeşmelerin yapıldığı tarihe kadar önemini korumuştur. Ata yadigarı ve su mimarisinin eşsiz örneklerinden olan bu kastellerden 5-6 tanesi çeşitli sebeplerle yok olmuş, günümüze kadar gelenler ise;
1- Şeyh Fethullah Kasteli
2- İhsan Bey(Esen Beg) Mescidi ve Kasteli
3- Pişirici(beşinci) Mescidi ve Kasteli
4- İmam-ı Gazali Kasteli
5- Ahmet Çelebi Kasteli
6- Kozluca Kasteli

BEDESTENLER
Bedesten eskiden alışveriş hayatının nabzının attığı, üstü kapalı içinde alışveriş yapılan, ince uzun, üstü kapalı çarşılardır. Eskiden sayıları beş iken günümüzde sağlam olarak ayakta kalıp ticari fonksiyonlarını devam ettiren bedestenler; Zincirli Bedesten, Hüseyin Paşa Bedesteni ile yan yana ve birbirine bitişik olarak yapılan Kemikli Bedestendir.

XVIII. yüzyılda Hüseyin Paşa tarafından yaptırılan Zincirli Bedesten, halk arasında “ Kara Basamak Bedesteni” olarak bilinir ve günümüzde et hali olarak kullanılmaktadır. İçinde 80 dükkan bulunan bedestenin beş kapısı bulunmaktadır.Güney kapısındaki dört mısralık kitabenin yazarı kusiri’dir. Biri kuzeyden güneye,diğeri doğudan batıya uzanan ve birbiri ile kesişen iki bölümden meydana gelmektedir. Üstü kapalı ve tek katlı bir yapıdır. İçerisinde 80 işyeri vardır.Daha sonraları üzerine bir kat daha yapılarak Adliye olarak kullanılmışsa da 1957 yılındaki yangında bu bölüm tamamen yok olmuştur.

Kemikli Bedesten ise 19.yüzyılda (1865) Müftü Hacı Osman Efendi tarafından yaptırılmış olup, Her biri 15X60 ebadında olan iki bölümlü, dikdörtgen planlı ve kesme taştan yapılmış bir yapıdır.Temel kazıları sırasında kemik bulunduğu için adına halk tarafından Kemikli Bedesten denmiş ise de asıl adı Mecidiye Bedestenidir. Çatısı oval şekilde yapılmış olan bedestenin, doğu ve batı bölümlerinde ikişer girişi bulunmakta ve içerisinde 72 dükkan bulunmaktadır. Bedestenler inşa edildikleri zamanın mimari üslubunu göstermektedirler.

Bedestenler eskiden her gün dua ile açılır ve ticarete başlanırdı. Açılışta “Ey Rabbimiz, günümüzü aydın, pazarımızı hareketli, kazancımızı bereketli kıl. Kazancımıza haram katmadan, hileli mal satmadan, tembel tembel yatmaktan, aldatmaktan, aldanmaktan,hırstan, hileden, faiz kazançtan, şeytana ve nefsimize uymaktan, düşman şerrinden, kul hakkından, insanları ezmekten ve ezilmekten bizi koru.

Namerde muhtaç eyleme. Geçim sıkıntısı çektirme, çok verip azdırma, az verip bezdirme. Hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva, borçlularımıza ihsan eyle Allahım.
Kaza ve belalardan bizleri koru. Ya Rabbi bizleri nimetine şükreden, gerektiği zaman sabreden, kanaatli, gönlü zengin kullarından eyle Allahım Amin.”
Diye dua edilirdi.

GELENEKSEL ANTEP EVLERİ
Antep Evleri; yüksek duvarlar arkasında, dış mekanlardan mümkün olduğunca soyutlanmış Hayat (Avlu)’a dönük yapılardır. Evlerin ikinci katında sokağa yapılan konsol çıkıntılarına köşk denir. Dışı metalle kaplanan bu tür yapılar köşklü ev diye de adlandırılır. Evin ana girişi sokaktan hayata girişle sağlanır. Hayat etrafında ocaklık (mutfak), hazna (kiler), hela gibi mekanlar yer alır. Evler tek, iki ve üç katlı olarak inşa edilmiştir. Genelde iki katlı evler hakimdir.

İçe dönük yaşam tarzında kadınların gün boyu evde oluşları ve yaşamın özellikle yazları sürekli hayatta geçmesi nedeniyle buraya önem verilmiştir. Hayatın tabanında işlemeli taşlar vardır.Hayatın kenarlarında çiçeklikler, genellikle ortasında da Gane adı verilen havuz bulunmaktadır.Evin üst katlarına dıştan merdivenlerle ulaşılır. Sofa etrafında sıralanmış çoğu zaman eyvanlı odalar yer alır. Yörede eyvan adı verilen bu bölümün üst tarafı kapalı olup, ön yüzü avluya bakar. Sıcak yaz günlerinde gölgeli bir mekandır. Sofaya açılan odalar çok işlevli özelliğe sahip mekanlardır. Bu odalar yeme, yatma, oturma gibi günlük yaşamı içeren fonksiyonlara cevap verecek biçimde inşaa edilmiştir. Hatta eşik dediğimiz girişte yıkanma işlevi dahi gerçekleşmektedir. Odada yatakların konduğu döşeklik, yemek kapları için kübbiye adı verilen dolap nişleri de vardır. Bunlar nacar denen çok güzel ahşap işçiliğine sahiptir. Bu odalardan bina dışına da yansıyan, merdivenlerle çatı arasına çıkılan bölümler vardır. Önceleri toprak çatı olan mekanlar, daha sonra yerlerini alaturka kiremite (yörede bunlara bardak denir) bırakmıştır. Çatı altları havalandırmanın iyi olması nedeniyle kiler olarak ta kullanılmaktadır. Genelde tavanlar ahşap kalaslar üzerine geçerken bir kısmı da bağdadi sıvaya geçmiştir. Bunların üzerine boya ve resimlerle, tavan süslemeleri yapılmıştır.
Cephelerde genellikle sosyal yaşam şekillerinden oluşan fonksiyonların yansıması vardır. Örneğin mahremiyeti sağlamak için zemin katlarda sokağa bakan pencere açılmamıştır ve tamamen hayata yönelinmiştir. Üst katlarda, yola bakan büyük kafes pencereler bulunmaktadır. Tüm pencerelerin üzerinde ışık ve hava sağlayan kuştağası vardır. Kuştağaları aynı zamanda güvercin ve kuşların da barındığı yerlerdir. Bazı pencereler ev sahiplerinin dini görüşünü de yansıtmaktadır. Örneğin gayrimüslim evlerinde haçvari pencerelere rastlanmaktadır. Pencereler hava ve ışık ihtiyacını karşılamanın yanı sıra, görsel açıdan da binaların süsü konumundadır. Yörede ahşabın az, taş ocaklarının çok olması kagir malzemelerin kullanılmasını zorunlu kılmıştır.
Taş cinsleri olarak kıymık, minare kayası, havara taşı ve karataş kullanılmıştır. Karataşlar genellikle hayat süslemelerinde kullanılır. Bu taş kagir yapılar binaların içini yazları serin, kışları sıcak tutma özelliğine sahiptir.
Evlerin altında bulunan mahzene, hazna adı verilir. Hazneler genellikle kiler amaçlı olarak kullanılır. Soğuk mahaller olan bu bölüm, yiyeceklerin saklanması için iyi bir mekandır.


Bilgi Islem:
info@sahinbey.gov.tr
Abdurrahman YIGIT / Yazi Isleri Müdürü:
yazi_isleri@sahinbey.gov.tr
Ali ÇINAR / Kaymakam:
alicinar@sahinbey.gov.tr
2008 © Şahinbey Kaymakamlığı
Kolejtepe mah. Yeşil Camii Sk. Şahinbey - Gaziantep
Tel: 0342 230 50 10 - 230 50 11 Fax: 0342 230 50 12